


İcra takibi başlatıldıktan sonra borçlu, ödeme emrine süresi içinde itiraz ederse takip durur. Bu durumda alacaklının iki temel yolu vardır:
İtirazın kaldırılması
İtirazın iptali davası
Bu iki yol birbirine alternatif olup, şartları ve sonuçları farklıdır. Yanlış yol tercih edilmesi hak kaybına yol açabileceğinden süreç oldukça teknik bir nitelik taşır.
İTİRAZIN KALDIRILMASI
Bu yol İcra Hukuk Mahkemesinde açılır ve daha çok belgeli alacaklarda tercih edilir.
İtirazın kaldırılması yoluna gidilebilmesi için alacak;
- Kambiyo senedine dayalı veya
- İİK m.68 ve 68/a kapsamında belgeye bağlı
olmalıdır.
Bunlar;
- Noter onaylı borç ikrarı,
- İmzası ikrar edilmiş senet,
- Resmi daire kayıtları,
- Mahkeme ilamına yakın nitelikte kesin belge niteliği taşıyan evraklar gibi güçlü belgelerdir.
Süreler yönünden itirazın kaldırılması için kesin bir süre yoktur. Ancak uygulamada makul sürede yapılması beklenir.
Ancak 1 yıl geçtikten sonra takibin düşmesi ihtimali doğabilir, bu nedenle gecikme risklidir.
Yargıtay Görüşleri
Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre:
- İtirazın kaldırılması yolu istisnai ve hızlı bir yol olduğundan ancak belge kesin delil gücüne sahipse kabul edilir.
- Alacak belirsiz, tartışmalı veya yoruma muhtaçsa mahkeme bu yolu uygun görmez ve alacaklıyı itirazın iptaline yönlendirir.
- Borçlu imzayı inkâr ederse belge incelemesi yapılır; gerektiğinde bilirkişi devreye girer.
Yargıtay tarafından sıkça “İtirazın kaldırılması yolu, basit yargılama yoludur; tartışmalı ve ispat gerektiren uyuşmazlıklar bu yolla çözülemez.” Vurgusu yapılmaktadır
İtirazın Kaldırılması Davasının Sonuçları;
İtiraz kaldırılırsa:
- Takip kesinleşir,
- Haciz aşamasına geçilebilir,
- Borçlu haksız çıkarsa %20 icra inkâr tazminatı ödemesine karar verilebilir.

İtirazın iptali davası, başlatılan icra takibine borçlu tarafından yapılan itiraz nedeniyle duran takibin yeniden devam edebilmesi amacıyla açılan ve esasında alacak davası niteliğinde olan önemli bir hukuk davasıdır. Borçlunun ödeme emrine süresi içinde itiraz etmesiyle takip durur; bu aşamadan sonra alacaklı, alacağını tahsil edebilmek için itirazın iptali davası açarak hem borcun varlığını ispat etmeyi hem de takibin devamını sağlamayı amaçlar. Bu nedenle itirazın iptali davası, icra hukukunun en kritik ve en teknik mekanizmalarından biridir.
Hangi Mahkemede Açılır?
Hangi Hallerde Açılabilir?
Şartları Nelerdir?
İtirazın iptali davasının açılabilmesi için öncelikle geçerli bir icra takibinin başlatılmış olması ve borçlunun ödeme emrine süresinde itiraz etmiş olması gerekir. Borçlu itiraz etmemişse dava konusuz kalır. Ayrıca alacaklının bu davayı açarken alacağın varlığını hukuka uygun delillerle ispatlayabilecek durumda olması gerekir. İtirazın kaldırılması yolundan farklı olarak burada kesin nitelikte belge şartı aranmaz; tanık beyanı, bilirkişi raporu, ticari defterler, yazışmalar ve diğer delillerle ispat mümkündür.
Hangi Sürede Açılır?
İtirazın iptali davası, borçlunun itirazının alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Bir yıllık süre geçirilirse takip düşer ve alacaklı aynı alacak için yeniden takip yapmadıkça hukuki olarak ilerleme kaydedemez. Teknik ve uzmanlık gerektiren bu davalarda süre yönetimi hayati öneme sahiptir.
Yargılamanın Niteliği ve Sonuçları
Uzman İcra Avukatının Önemi
İtirazın iptali davası; sürelere bağlı, teknik ve stratejik değerlendirme gerektiren bir süreçtir. Yanlış mahkemede dava açılması, delillerin eksik sunulması, sürelerin kaçırılması veya hukuki yanlışlık yapılması ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle davanın başından sonuna kadar uzman icra avukatı ile takip edilmesi; sürecin doğru yürütülmesi, ispatın güçlü şekilde yapılması ve en sağlıklı sonucun alınması açısından büyük önem taşımaktadır.



İcra şikayeti, icra daireleri tarafından yapılan hukuka aykırı, usulsüz veya kanuna uygun şekilde yürütülmeyen icra işlemlerine karşı başvurulan bir hukuk yoludur. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesinde düzenlenen şikayet kurumu, icra dairelerinin işlemlerinin kanuna uygunluğunu denetleyen temel mekanizmalardan biridir. Bu yolla amaçlanan, hatalı veya hukuka aykırı icra işlemlerinin iptal edilmesi, düzeltilmesi veya tamamen ortadan kaldırılmasıdır.
İcra şikayeti bir dava değil, ancak dava niteliğinde sonuç doğuran ve mahkeme önünde görülen önemli bir başvuru yoludur. İcra şikayeti ile icra müdürünün işlemleri yargısal denetime açılır ve borçlu, alacaklı veya üçüncü kişiler icra işlemlerine karşı hukuki koruma elde eder.
İcra şikayeti aşağıdaki durumlarda açılabilir:
- İcra müdürlüğünün açıkça hukuka aykırı işlem yapması
- Yetkisiz icra dairesinde işlem yürütülmesi
- Haciz işlemlerinin usulsüz yapılması
- Tebligatın usulsüz yapılması
- Satış işlemlerinin hukuka aykırı yürütülmesi
- Haczedilmezlik kuralına aykırı işlem yapılması
- Yetki ve görev kurallarına aykırı kararlar
- Kanunda öngörülen sürelere uyulmaması
- Orantısız ve ölçüsüz icra işlemleri yapılması
Kısacası, icra müdürlüğünün kanuna aykırı her türlü işlemi şikayete konusu olabilir. Bu kapsamda borçlu kadar üçüncü kişiler ve bazı hallerde alacaklı da şikayet yoluna başvurabilir.
İcra şikayeti davaları İcra Hukuk Mahkemelerinde açılır. Şikayete konu işlemin yapıldığı icra dairesinin bağlı bulunduğu yer İcra Hukuk Mahkemesi yetkilidir. Bu nedenle başvurunun doğru mahkemeye yapılması oldukça önemlidir.
Görev konusunda kural nettir: Şikayet başvuruları özel görevli mahkeme olan İcra Hukuk Mahkemelerinde görülür. Yanlış mahkemeye başvuru yapılması sürecin uzamasına veya hak kaybına yol açabilir. Bu nedenle başvuru aşaması dahi hukuki bilgi ve strateji gerektirmektedir.
İcra ve İflas Kanunu m.16’ya göre icra şikayetinin genel süresi 7 gündür. Bu süre;
- Şikayete konu işlemin öğrenilmesi,
- Tebliğ edilmesi
tarihlerinden itibaren başlar.
Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Süre geçirilirse kural olarak şikayet hakkı ortadan kalkar. Ancak kanun ve Yargıtay uygulamasına göre bazı istisnalar bulunmaktadır.
“Süresiz şikayet” halleri şunlardır:
- Kamu düzenine aykırı işlemler
- Yok hükmünde işlemler
- Kesin hükümsüz işlemler
- Yetkisiz icra dairelerinde yapılan işlemler
Bu durumlarda 7 günlük süre aranmaz ve her zaman başvuru yapılabilir. Ancak kötü niyetli veya gereksiz başvurular Yargıtay tarafından korunmamaktadır.
Yargıtay, icra şikayetini icra hukukunda hak arama özgürlüğünü sağlayan en önemli güvencelerden biri olarak görmektedir. Yargıtay’a göre icra müdürlüklerinin işlemleri yalnızca şeklen değil, aynı zamanda hukuka uygunluk ve hakkaniyet açısından da değerlendirilmeli ve denetlenmelidir.
Yargıtay’ın genel ilke niteliğindeki yaklaşımları şöyledir:
- İcra işlemleri keyfi olamaz
- Borçlu ve üçüncü kişilerin temel hakları korunmalıdır
- İcra müdürlüğünün her işlemi yargısal denetime tabidir
- Usulsüz tebligat işlemleri mutlak hukuka aykırıdır
- Haczedilmezlik kuralı titizlikle korunmalıdır
- Ölçülülük ve oranlılık ilkeleri gözetilmelidir
Bu kararlar ve içtihatlar uygulamaya yön veren temel ölçütlerdir.
“İcra müdürlüğünün açık kanun hükmüne aykırı işlemleri süresiz şikayete tabidir.”
“Borçlu ve üçüncü kişilerin temel haklarını ağır biçimde ihlal eden haciz işlemleri her zaman şikayet edilebilir.”
“Usulsüz tebligat, icra işlemlerinin sağlıklı yürütülmesini engelleyici nitelikte olup şikayete tabidir.”
Bu kararlar, icra şikayetinin yalnızca teknik bir başvuru yolu olmadığını, aynı zamanda hukuki güvenliğin teminatı olduğunu ortaya koymaktadır.
İcra şikayeti davaları; icra sürecinin adil, hukuka uygun ve ölçülü yürütülmesini sağlayan, borçlu ve üçüncü kişilerin haklarını koruyan çok önemli bir başvuru yoludur. Süre yönetimi, doğru mahkeme seçimi ve hukuki gerekçelendirme bu süreçte kritik önemdedir.
Yanlış işlem, sürenin kaçırılması veya yanlış başvuru, geri dönülmesi güç hak kayıplarına neden olabilir. Bu nedenle icra şikayeti süreçlerinin mutlaka uzman icra avukatı desteği ile yürütülmesi, hem alacaklı hem borçlu açısından en sağlıklı ve güvenli hukuki yoldur.

Menfi tespit davası, borçlu olmadığı halde kendisinden borç talep edilen veya hakkında icra takibi başlatılan kişinin, “borçlu olmadığının tespit edilmesi” amacıyla açtığı bir davadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen bu dava, borç tehdidinden korunmayı ve haksız icra baskısının önlenmesini sağlayan önemli bir hukuki güvencedir.
Bu dava ile amaç, borcun hukuken mevcut olmadığının mahkeme kararı ile tespit edilmesi ve haksız icra takibi veya borç iddiasının ortadan kaldırılmasıdır. Menfi tespit davası, uygulamada özellikle haksız icra takipleri, sahte veya geçersiz belgeler, hatalı hesaplamalar ve hukuki geçerliliğini yitirmiş borçlar nedeniyle sıkça başvurulan bir yoldur.
Menfi tespit davası aşağıdaki durumlarda açılabilir:
- Kişi borçlu olmadığı halde kendisi hakkında icra takibi yapılmışsa
- Borcun zamanaşımına uğradığı düşünülüyorsa
- Borcun hukuki dayanağı yoksa
- İmza inkârı veya sahte belge iddiası varsa
- Borç kısmen ödenmiş veya tamamen sona ermişse
- Hatalı faiz, yanlış hesaplama veya fahiş alacak talebi varsa
- Sözleşme hükümleri gereği borcun doğmadığı iddia ediliyorsa
Bu davanın temel şartı, kişiden hukuka aykırı şekilde borç talep edilmesi veya icra tehdidi bulunmasıdır.
Hangi mahkemede açilir?
Menfi tespit davası, kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır. Uyuşmazlık ticari nitelikte ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Görev, davanın konusu ve hukuki niteliğine göre belirlenir.
Yetkili mahkeme ise İİK m.72 gereği kural olarak borçlunun yerleşim yerindeki mahkemedir. Ancak uygulamada takip yapılan yer mahkemesinde de dava açılabilmektedir. Yargıtay içtihatlarında, davacının korunması amacıyla yetki kurallarının daha esnek yorumlanması gerektiği kabul edilmiştir.
Menfi tespit davası hem icra takibinden önce hem de icra takibi başladıktan sonra açılabilir.
Takipten önce açılan menfi tespit davasında amaç, icra tehdidi ortaya çıkmadan borçsuzluğun tespit edilmesidir. Takip başladıktan sonra açılan davada ise kişi hem borçlu olmadığını ispatlamak ister hem de haksız takibin önlenmesini amaçlar.
İcra takibi başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilerek takibin geçici olarak durdurulması istenebilir. Ancak bunun için güvence (teminat) gösterilmesi çoğu durumda zorunludur.
Menfi tespit davası için kanunda belirlenmiş kesin bir süre yoktur. Ancak icra takibinden sonra ödeme yapılmışsa artık menfi tespit değil, istirdat davası açılması gerekir.
Bu nedenle zamanlama stratejik öneme sahiptir:
- Takipten önce açılabilir
- Takip devam ederken açılabilir
- Takip kesinleşmeden açılması tavsiye edilir
Eğer borç icra yoluyla ödenmişse İİK m.72 gereği ödeme tarihinden itibaren 1 yıl içinde “istirdat davası” açılmalıdır. Aksi halde önemli hak kayıpları doğabilir.
İcra takibi başladıktan sonra açılan menfi tespit davasında mahkemeden takibin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir talep edilebilir. Ancak Yargıtay ve kanun uygulamasına göre bu tedbir istisnai niteliktedir ve genellikle teminat karşılığında verilir.
İhtiyati tedbir verilmesi halinde icra işlemleri durur. Aksi halde takip devam eder fakat davada haklı çıkılması halinde borçlu korunur ve zararları alacaklıdan talep edebilir.
Yargıtay, menfi tespit davasını borçlunun haksız icra tehdidi altında ezilmemesi ve hukuki güvenliğin sağlanması açısından son derece önemli bir mekanizma olarak değerlendirmektedir. Yargıtay kararlarında özellikle şu hususlar vurgulanmaktadır:
- Bu davanın amacı borç baskısını ortadan kaldırmaktır
- Delil değerlendirmesi titizlikle yapılmalıdır
- Takibin durdurulması ancak istisnai olarak ve teminatla sağlanmalıdır
- Haksız takip açan alacaklıya tazminat sorumluluğu doğabilir
- Borçlu, gerçekten borçlu olmadığını güçlü delillerle ispat etmelidir
Yargıtay, özellikle kötü niyetli icra takiplerini eleştirmekte ve borçlu lehine koruyucu içtihatlar geliştirmektedir.
Menfi tespit davası; borçlu olmadığını ispat etmek isteyen kişilerin en önemli hukuki güvencesidir. İcra hukukunun sistematik dengesi gereği bu dava, hem borçluyu haksız takip tehdidinden korur hem de hukuk güvenliğini sağlar.
Ancak süre yönetimi, yetkili mahkeme seçimi, ispat yükü ve ihtiyati tedbir süreci ciddi teknik bilgi gerektirir. Yanlış strateji veya gecikme geri dönülmez hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle menfi tespit davalarının mutlaka uzman icra avukatı desteğiyle yürütülmesi en sağlıklı ve güvenli yoldur.

İstirdat davası, borçlu olmadığı halde icra tehdidi altında ödeme yapan kişinin, ödediği bedelin geri alınması amacıyla açtığı davadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen bu dava, haksız icra takibi nedeniyle mağdur olan kişilere hukuki koruma sağlayan önemli bir mekanizmadır.
Bu dava ile amaç, borçlu olunmadığı halde zorla veya icra baskısı altında ödenen bedelin geri alınmasıdır. İstirdat davası, özellikle haksız takipler, zamanaşımına uğramış borçlar, hatalı alacak talepleri ve hukuken geçerli olmayan borç ilişkilerinde sıkça başvurulan bir yoldur.
İstirdat davası aşağıdaki durumlarda açılabilir:
- Kişi aslında borçlu olmadığı halde icra tehdidi altında ödeme yapmak zorunda kalmışsa
- Borç hukuken mevcut değilse
- Borç zamanaşımına uğramışsa
- İcra takibi haksız veya hukuka aykırı ise
- Borç kısmen veya tamamen önceden ödenmiş olmasına rağmen yeniden talep edilmişse
- Alacak gerçek dışı veya fahiş ise
- Hatalı faiz işletilmişse
Burada en önemli nokta şudur: Ödeme “icra tehdidi altında” yapılmış olmalıdır.
İstirdat davası kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır. Uyuşmazlık ticari nitelikte ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Görev, davanın konusu ve hukuki niteliğine göre belirlenir.
Yetkili mahkeme ise kural olarak borçlunun yerleşim yeridir. Ancak takip yapılan yer mahkemesinde de açılabilir. Yargıtay uygulamasında, borçlunun korunması amacıyla yetki kuralları davacı lehine esnek yorumlanmaktadır.
Menfi tespit davası borç ödenmeden önce açılır, istirdat davası ise ödeme yapıldıktan sonra açılır. Eğer ödeme yapılmışsa artık menfi tespit davası açılamaz; bu durumda yalnızca istirdat davası açılabilir. Bu nedenle zamanlama açısından stratejik karar son derece önemlidir.
İstirdat davası, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Bir yıl geçtikten sonra dava açılamaz.
Şartlar kısaca şöyle özetlenebilir:
- Borç icra tehdidi altında ödenmiş olmalıdır
- Ödeme yapılan borcun aslında mevcut olmaması gerekir
- Dava 1 yıl içinde açılmalıdır
Bu şartlar sağlanmadığı durumda dava reddedilebilir.
Yargıtay kararlarına göre istirdat davası, haksız yere yapılan icra ödemelerinin geri alınması açısından son derece önemli bir davadır. Yargıtay özellikle aşağıdaki ilkeleri vurgulamaktadır:
- Ödemenin icra tehdidi altında yapılmış olması gerekir
- Davacının borçlu olmadığını ispat yükü vardır
- Süre hak düşürücüdür ve kesin olarak uygulanır
- Takipte kötü niyetli alacaklı varsa tazminata hükmedilebilir
Yargıtay, borçlunun icra tehdidi altındaki konumunu dikkate almakta ve haksız icra takiplerine karşı koruyucu yaklaşım benimsemektedir.
İstirdat davası; haksız icra takibi nedeniyle yapılan ödemelerin geri alınmasını sağlayan, borçluyu koruyan güçlü bir hukuki güvence mekanizmasıdır. Ancak süre yönetimi, delil değerlendirmesi ve hukuki şartların doğru tespiti büyük önem taşır.
Yanlış hukuki yol, süre kaçırılması veya ispat zafiyeti durumda telafisi güç hak kayıpları doğabilir. Bu nedenle istirdat davalarının uzman icra avukatı desteği ile yürütülmesi en güvenli ve doğru yaklaşımdır.

Kambiyo senetlerine özgü takip; bono, poliçe ve çek gibi kambiyo senetlerine dayanılarak başlatılan ve normal ilamsız icra takibine göre çok daha hızlı ve güçlü sonuç doğuran özel bir takip yoludur. İcra ve İflas Kanunu’nun 167 ve devamı maddelerinde düzenlenen bu takip türü, alacaklının daha kısa sürede sonuca ulaşmasını sağlamak amacıyla geliştirilmiştir.
Kambiyo takibinin en önemli özelliği; itiraz ve şikayet yollarının sınırlı olması, borçlunun savunma imkânlarının kısıtlı tutulması ve cebri icra sürecinin hızlandırılmasıdır. Bu nedenle ticari hayatta en sık kullanılan takip yollarından biridir.
Kambiyo senetlerine özgü takip yalnızca aşağıdaki senetlere dayanarak yapılabilir:
- Bono (emre muharrer senet)
- Poliçe
- Çek
Bu üç senet dışında kalan herhangi bir alacak belgesi kambiyo takibi için yeterli değildir. Senedin Türk Ticaret Kanunu’na uygun düzenlenmiş ve geçerli olması zorunludur.
Kambiyo takibi yapılabilmesi için senedin;
- Kanunda yazılı zorunlu şekil şartlarına uygun olması
- İmzanın borçluya ait olması
- Senedin belirli, likit ve muaccel bir alacak içermesi
- Asıl veya yetkili temsilci tarafından düzenlenmiş olması
gerekmektedir.
Eksik veya geçersiz düzenlenen senetlere dayanılarak kambiyo takibi yapılamaz. Yargıtay da bu hususta oldukça katı bir uygulama benimsemektedir.
Kambiyo senetlerine özgü takipler icra dairelerinde başlatılır. Ancak borçlunun itiraz ve dava açması halinde görevli mahkeme İcra Hukuk Mahkemesidir.
Yetki bakımından kural olarak:
- Borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesi
- Senedin ödeme yerindeki icra dairesi
yetkilidir.
Çeklerde ayrıca keşide yeri de yetkili kabul edilmektedir.
Kambiyo takibi şu aşamalardan oluşur:
1-Kambiyo senedine dayanarak icra takibi başlatılır
2-Borçluya ödeme emri gönderilir
3-Borçlunun itiraz süresi oldukça sınırlıdır.
4-İtiraz edilmezse takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilir
5-İtiraz edilirse ilgili davalar açılarak süreç devam eder

Kambiyo takiplerinde borçlunun itiraz süresi oldukça kısadır. İcra emrinin tebliğinden itibaren **5 gün içinde** İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak;
- İmzaya itiraz
- Borca itiraz
- Takibin iptali
- Takibin durdurulması
taleplerinde bulunabilir.
Bu süre hak düşürücüdür. Süre geçirilirse takip kesinleşir ve borçlu ciddi hak kaybına uğrar.
Kanuni dayanak
Kambiyo senetlerine özgü takip İcra ve İflas Kanunu’nun 167 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Borçlunun itiraz ve savunma yolları ise özellikle İİK m. 168, 169 ve 170 hükümleri kapsamında değerlendirilir.
Ödeme emri ve borçlunun hakları
Takip başlatıldığında borçluya ödeme emri tebliğ edilir. Bu emirde borcun ödenmesi gerektiği gibi borçlunun hangi süre içinde hangi yollarla itiraz edebileceği de açıkça belirtilir. Bu aşama, borçlunun hukuki haklarını koruyabilmesi açısından kritik öneme sahiptir.
Borçlunun itiraz yolları
Borçlu ödeme emrine karşı belirli itiraz nedenleri ileri sürebilir. Bunlar özetle:
1) Senede itiraz
Borçlu, imzanın kendisine ait olmadığını veya kambiyo senedinin geçersiz olduğunu ileri sürebilir.
2) Borca itiraz
Borçlu, borcun ödendiğini, zamanaşımına uğradığını veya başka bir nedenle ortadan kalktığını iddia edebilir.
3) Takibe itiraz
Takibin usule aykırı olduğu, yetkisiz icra dairesinde yapıldığı gibi itirazlar ileri sürülebilir.
İtiraz süresi
Kambiyo takibinde borçlunun icra mahkemesine başvurarak itiraz etme süresi, ödeme emrinin tebliğinden itibaren kural olarak 5 gündür. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, sürenin geçirilmesi halinde itiraz hakkı büyük ölçüde sınırlanır.
İcra mahkemesinin incelemesi
İcra mahkemesi, kambiyo takibine yapılan itirazları hızla değerlendirir. Yargıtay, bu davalarda icra mahkemesinin hem şekli hem de sınırlı maddi inceleme yapabileceğini kabul etmektedir. Kambiyo senedinin geçerliliği, zorunlu unsurların bulunup bulunmadığı ve takip şartlarının oluşup oluşmadığı incelenir.
Yargıtayın yaklaşımı
Yargıtay içtihatlarında şu ilkeler öne çıkmaktadır:
- Kambiyo takibi, hızlı ve etkili bir takip yoludur.
- Süreler kesin ve bağlayıcıdır.
- Borçlu itirazlarını somut delillerle desteklemelidir.
- Senedin kambiyo vasfı titizlikle incelenmelidir.
Yargıtay ayrıca, senedin şekil şartlarının eksik olması halinde kambiyo takibinin iptaline karar verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Eski hale getirme ve istisnai haller
Süre kaçırılmışsa bazı istisnai durumlarda eski hale getirme talep edilebilir. Ancak bu uygulama Yargıtay tarafından dar yorumlanmakta, gerçekten haklı ve zorlayıcı bir mazeret bulunması aranmaktadır.
Sonuç
Kambiyo senetlerine dayalı icra takiplerinde borçlunun itiraz süreci sıkı süre ve şartlara bağlıdır. İcra ve İflas Kanunu hükümleri ve Yargıtay uygulamaları, hem alacaklının alacağına hızlı ulaşmasını hem de borçlunun savunma haklarının korunmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle ödeme emri alan borçlunun sürelere dikkat etmesi ve gerektiğinde hukuki destek alması büyük önem taşımaktadır.
Kambiyo takibi kapsamında açılabilecek başlıca davalar şunlardır:
-Takibin iptali davası
-Borca itiraz davası
-İmzaya itiraz davası
-Menfi tespit davası
-İstirdat davası
Bu davaların her biri farklı hukuki şartlara bağlıdır ve uzman icra avukatı tarafından profesyonel hukuki değerlendirme gerektirir.
Yargıtay, kambiyo senetlerine özgü takibi ticari hayatın güvenliği için son derece önemli bir kurum olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle kambiyo senetlerinin şekil şartlarına ve hukuki geçerliliğine büyük önem vermektedir.
Yargıtay’ın genel yaklaşımı şudur:
- Kambiyo senedi sıkı şekil şartlarına tabidir
- Borçlunun itiraz hakkı sınırlıdır
- Usul hataları ciddi sonuç doğurur
- Hukuka uygun düzenlenmeyen senetlerle takip yapılamaz
- Kötü niyetli takipler tazminat doğurabilir
Kambiyo senetlerine özgü takipler; hızlı, güçlü ve etkili icra mekanizmalarıdır. Ancak hem alacaklı hem borçlu açısından son derece teknik kurallar içerir. Yanlış takip başlatılması, sürenin kaçırılması veya hatalı itiraz yapılması ciddi hak kayıpları doğurur.
Bu nedenle kambiyo senetlerine özgü takipler ve bu takiplere ilişkin davalar mutlaka uzman icra avukatı desteği ile yürütülmelidir. Doğru strateji, doğru zamanlama ve doğru hukuki bilgi bu süreçlerin başarıyla sonuçlanmasının temel anahtarıdır.
7-) Tahliye ve Kira İcra UyuşmazlıklarıTahliye ve kira icra uyuşmazlıkları; kiracının kira bedelini ödememesi, kira sözleşmesi şartlarına aykırı davranması veya kira ilişkisinin sona ermesine rağmen taşınmazı boşaltmaması gibi durumlarda gündeme gelen ve İcra ve İflas Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu kapsamında yürütülen hukuki süreçlerdir.
Bu uyuşmazlıklar, özellikle kira bedelinin ödenmemesi halinde “İcra yoluyla tahliye” ve “Örnek 13 ödeme emri ile tahliye” süreçleri şeklinde karşımıza çıkar. İcra ve İflas Kanunu m.269 ve devamı maddelerinde kira alacağı ve tahliye süreçlerine ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yer almaktadır. Bu davalar, hem alacaklının kira gelirine kavuşması hem de taşınmazın hukuka uygun şekilde tahliyesi açısından büyük önem taşır.
Tahliye ve kira icra işlemleri genel olarak şu durumlarda gündeme gelir:
- Kiracının kira bedelini ödememesi
- Kira sözleşmesine aykırı davranışlar
- Tahliye taahhüdüne rağmen taşınmazın boşaltılmaması
- Kira süresinin dolmasına rağmen kiralananın teslim edilmemesi
- Kiracının temerrüdü
- Kiracının aynı konutta iki haklı ihtara muhatap olması
Bu hallerde kiraya veren hem kira alacağını tahsil etmek hem de taşınmazın tahliyesini sağlamak için icra yoluna başvurabilir.
Kiraya veren, kira sözleşmesine dayanarak icra dairesinde kira alacağı ve tahliye takibi başlatabilir. Bu takipte kiracıya ödeme emri gönderilir. Ödeme emrinde kiracıya;
- Borcu 7 gün içinde ödemesi (kira alacağı için)
- 30 gün içinde borcu ödemezse taşınmazı tahliye etmesi
ihtar edilir.
Kiracı bu süre içinde itiraz etmez ve ödeme yapmazsa tahliye işlemleri hızla ilerler. Bu süreç, icra hukukunun en etkili yollarından biridir ve kiraya vereni güçlü şekilde korur.
Kiracı, kendisine tebliğ edilen ödeme emrine 7 gün içinde itiraz edebilir. Bu itiraz kira borcunun bulunmadığı, ödendiği veya sözleşmenin geçersiz olduğu iddialarına dayanabilir.
Ancak Yargıtay uygulamasına göre itirazın ciddi ve dayanaklı olması gerekir. Sırf tahliyeyi geciktirmek amacıyla yapılan soyut itirazlar kabul edilmez. İtiraz edilmez veya itiraz reddedilirse tahliye süreci hızla devam eder.
Tahliye davaları kural olarak Sulh Hukuk Mahkemelerinde açılır. Çünkü kira ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklar Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanındadır.
Görev ve yetki şu şekildedir:
- Görevli mahkeme: Sulh Hukuk Mahkemesi
- Yetkili mahkeme: Kiralananın bulunduğu yer mahkemesi
İtirazın kaldırılması, ödeme, tahliye ve kira alacağı uyuşmazlıkları genellikle icra hukuk mahkemeleri ve sulh hukuk mahkemeleri arasında yürütülür.

Uygulamada en sık karşılaşılan tahliye nedenlerinden biri de tahliye taahhüdüdür. Kiracı, kira ilişkisi sırasında ileri bir tarih için yazılı tahliye taahhüdü vermişse ve o tarihte taşınmazı boşaltmazsa, kiraya veren icra yoluyla tahliye talep edebilir.
Yargıtay’a göre tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için:
- Yazılı olması
- Kiralananın tesliminden sonra verilmiş olması
- Tarih içermesi
zorunludur. Aksi halde tahliye taahhüdü geçersiz sayılabilir.
Kira ve tahliye uyuşmazlıklarında süreler hayati öneme sahiptir. En önemli süreler şunlardır:
- Ödeme emrine itiraz süresi: 7 gün
- Kira borcunu ödeme ve temerrüdü gidermeye ilişkin süre: 30 gün
- Tahliye taahhüdüne dayalı tahliye başvuru süresi: 1 aydır.
Bu sürelerin kaçırılması hem kiraya veren hem kiracı açısından ciddi hak kayıplarına yol açabilir.
Yargıtay, tahliye ve kira icra süreçlerine ilişkin kararlarında hem kiracının barınma hakkını hem de kiraya verenin mülkiyet hakkını dengelemeye çalışmaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre:
- Kiraya verenin alacağı korunmalıdır
- Kiracının keyfi şekilde taşınmazı işgal etmesine izin verilemez
- Tahliye taahhütleri sıkı şartlara tabidir
- Usulsüz tebligat işlemleri geçersizdir
- Kiracı temerrüdünde süreler titizlikle uygulanmalıdır
Bu yaklaşım, kira hukukunda hukuki güvenliği güçlendirmektedir.

İcra hukuku, çoğu zaman insanların en stresli dönemlerinde karşılarına çıkan bir süreçtir. Borç, alacak, haciz, ödeme emri, itiraz, süreler ve hukuki prosedürler… Tüm bunlar hem karmaşık hem de oldukça teknik konulardır. Bu yüzden icra sürecinde uzman bir icra avukatıyla çalışmak çoğu zaman bir tercihten öte bir ihtiyaç haline gelir.
İcra dosyaları, basit görünen ama bir o kadar da hata kaldırmayan süreçlerdir. Yanlış yapılan bir itiraz, süresinde yapılmayan bir başvuru ya da eksik bir işlem, geri dönüşü zor hatta imkânsız hak kayıplarına yol açabilir. Bu noktada uzman bir icra avukatı devreye girer.
İcra avukatı sadece hukuki destek vermez; süreci en doğru şekilde planlar, hakların kaybolmamasını sağlar ve en kısa zamanda sonuca ulaşmayı hedefler. Özellikle borçlu için yanlış bir adım hacze kadar gidebilecek sonuçlar doğurabilirken, alacaklı için de yanlış takip işlemleri alacağın tahsiline engel olabilir.
İcra sürecinde en büyük risk, sürelerin kaçırılmasıdır. İcra hukukunda süreler çok kısa ve çoğu kesin niteliktedir.
Örneğin ödeme emrine itiraz süreleri, kambiyo takiplerinde daha da kısa süreler, haciz işlemlerine ilişkin süreler ve şikâyet haklarının kullanımı belirli zaman dilimleri ile sınırlandırılmıştır. Bu süreler kaçırıldığında çoğu zaman yapılabilecek çok az yol kalır ve bu yollara başvurulması ekstra maliyete neden olur.
Böylece hem borçlunun gereksiz mağduriyet yaşamasının önüne geçilir hem de alacaklının alacağına daha hızlı ve güvenli şekilde kavuşması sağlanır.
Pek çok kişi icra takibini ya da itiraz sürecini “nasıl olsa hallederim” düşüncesiyle kendi yürütmeye çalışır. Ancak icra hukuku teknik ayrıntılarla doludur ve küçük görülen bir hata büyük sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren uzman icra avukatından destek almak her zaman daha sağlıklıdır.
Uzman bir icra avukatı; hem hak kayıplarının önüne geçer hem de süreci daha güvenli ve kontrollü şekilde yürütmenizi sağlar. Zamanın bu kadar önemli olduğu bir alanda doğru adımı, doğru zamanda atmak ise ancak uzman icra avukatı desteği ile mümkündür.